Heri Haber

Biz Yılbaşı Kutlamıyoruz

Ümmet ve Medeniyet Derneği Yılbaşı hakkında ümmetin bilinçlenmesi için duyurularda bulundu.

Biz Yılbaşı Kutlamıyoruz
30 Aralık 2019 - 15:41 'de eklendi.

Ümmet ve Medeniyet Derneği Yılbaşı hakkında ümmetin bilinçlenmesi için duyurularda bulundu.

Yarım yüzyılı aşkın bir süreden beri milâdî takvimin benimsendiği ülkemizde, “yılbaşı” tabiriyle milâdî yılın ilk ayının ilk günü olan 1 Ocak kastedilir. Yılbaşı kutlamaları denilince de eski yılın sona erip yeni yıla geçildiği 31 Aralık/l Ocak gecesi yapılan eğlence ve faaliyetler anlaşılır.Ancak yılbaşı eğlenceleri, ilk bakışta yeni yıla girişin kutlamaları gibi gözükmekle birlikte bunun Hristiyan Batı’nın Noel bayramıyla da yakın ilgisi bulunmaktadır.

Yılbaşı kutlamalarının temeli ne dinimizde nede asırlar ötesinden getirdiğimiz kültürümüzde bulunur. Gayr-ı Müslimlere benzemek ve onlarca kutsal sayılan gün ve vakitlerde onlar gibi hareket etmek dinimizce bid’at kabul edilir.

Nitekim bazı Müslümanların Hristiyanların en büyük bayramı olan Paskalya ‘da ve Noel (yılbaşı)de ateş yakmak, kadayıf ve mum gibi şeyler hazırlamak suretiyle Hristiyanlara katılır, yaptıklarını yapmaya özenirler.

Paskalya töreninde yumurta boyamak, çörek yapmak, tütsü satın almak, bebek, kadın ve çocukların kına yakınması, yeni giysiler satın alınması ve buna benzer Hristiyanların kendilerince kutsal addedilen günlerde yapılan diğer şeyler…

 Yılbaşı kutlamaların temeli batı orijinlidir. Asıl olarak bizim yılbaşı tabiriyle eski yılın sona ermesi yeni yılın başlamasını anlamamız gerekir. Ama batı dünyasında durum böyle değildir.

Hristiyan Batı’da milâdî takvimin başlangıcına esas olarak Hz. İsa’nın doğum tarihi alınmış ve bu giderek diğer ülkelerde de benimsenmiştir. Bu bakımdan Hristiyanlar aralık ayının son haftasını, doğumun arifesini teşkil etmesi bakımından, en önemli dinî bayramlar olarak kabul etmişlerdir, bu hafta içerisinde Hristiyanlar kiliseye giderler, ayrıca birbirlerini ziyaret edip hediyeleşirler. Dinî bir atmosfer içinde geçen Noel bayramı akabinde de, yeni yıla giriş büyük bir çılgınlıkla, lüks ve israfla kutlanır. 

Bu Kutlamalara Bakıldığında Hep İslam’ın Hoş Karşılamadığı Fiiller İşlenmektedir

1.Kişileri İlahlaştırma:

   a)- Noel İnancı

   Her yıl 25 Aralık Hz. İsa (a.s.)’ın doğumunun yıl dönümü kabul edilerek bir hafta boyunca çeşitli etkinliklere yer verilmektedir. Katolik ve Ortodoks kiliseleri de bu olayı sahiplenmek suretiyle Hz. İsa (a.s.)’ın doğumunun hatırasına bu süre içinde üç dinî ayin gerçekleştirmektedir.(4)

 Aynı hafta içinde Noel yortusu dolayısıyla çam ağaçları kesilip cadde, balkon ve evler süslendirilip ışıklandırılmaktadır.

 İlk defa Almanya’da 1605 yılında ortaya konulmuş, daha sonra da bütün Hristiyanlık âlemine sirayet eden “Noel Baba” efsanesi de yaygın bir biçimde işlenmiştir. Noel Baba aslı ve mesnedi olmayan, ancak sözde iyiliği temsil eden ve bu gecelerde çocuklara oyuncak, şeker vb. hediyeler dağıtan, genellikle karla örtülü, kırmızı başlıklı paltosu ve kocaman beyaz sakalı ile temsil edilen efsanevî bir kişidir. Yeni Türk Ansiklopedisi Komisyon, Ötüken Yayınevi, İst. 1985 c. 7, s. 2687.)

  Türkçede yanlış olarak yılbaşı kutlamalarıyla özdeşleştirilen “Noel” Latincede, “Tanrının doğum günü” anlamına gelen ve Hz. İsa’nın doğum günü kutlamasını ifade eden “dies natalis” teriminin Fransızca karşılığıdır.

        Aslında, 31 Aralığın 1 Ocağa bağlandığı gece yılbaşı, 24 Aralığı Aralığa bağlayan gece ise Noel gecesi olarak kutlanması, tamamen cahili olan bir âdettir. Furkan Der, Ocak 1997, Sh: 8.

Noel, putperestlikten kalma bir âdettir. Hristiyanlıkla alakası yoktur. Şirk âdetidir. Noel baba, efsane bir kişidir.

   Dinimizde ise; yılbaşı ve Noel kutlamalarının yeri yoktur. Yılbaşının biz Müslümanlar için, milletler arası takvim başlangı­cı olmak fonksiyonundan başka hiçbir özelliği yoktur. Dini emirlerimizde ve milli geleneklerimizde hiçbir yeri ol­mayan Noel’i ve yılbaşını “Müslümanım” diyen bir kimse kutlayamaz…

Bir Müslüman böyle dogmatik, hayali ve neidüğü belli olmayan bir anlayışın figüranı olamaz.

b)-H.z. İsa(a.s.)’yı İlahlaştırma İnancı

    Hz. İsa Allah’ın oğludur diyorlar ve ona da ilahlık vasfı addediyorlar. Bu husus Kur’an’ı Kerimde şöyle ifade ediliyor:

وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌ ابْنُ اللَّهِ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَسِيحُ ابْنُ اللَّهِ ذَلِكَ قَوْلُهُمْ بِأَفْوَاهِهِمْ يُضَاهِئُونَ قَوْلَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ (30) اتَّخَذُوا أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا إِلَهًا وَاحِدًا لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ (31)  

“Yahudiler “Üzeyr, Allah’ın oğludur” dediler. Hristiyanlar da “Mesih (İsa) Allah’ın oğludur “dediler. Bunlar, onların ağızları ile geveledikleri dayanaksız sözlerdir. Böyle demekle daha önceki kâfirlerin sözlerine özeniyorlar. Allah kahretsin onları. Nasıl gerçeklerden sapıyorlar?”

“Onlar Allah dışında hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu İsa’yı ilah edindiler. Oysa onlara sadece tek ilaha, kendisinden başka ilah olmayan ve onların yakıştırma ortaklarından uzak olan Allah’a kulluk etmeleri emredilmişti.” (Tevbe,30-31)

-Bunu kiliselerde ve filmlerinde görmekteyiz…

-Allahtan başka ilah yoktur:

 لَوْ كَانَ فِيهِمَا آَلِهَةٌ إِلَّا اللَّهُ لَفَسَدَتَا [ سورة الأنبياء – الآية : 22 ]

-Hz. Peygamber “Kabrimi bayram yerine benzetmeyiniz..”

– Hz. Peygamberin, kendini çok öveni ikaz etmesi..

– Hz. Peygamber, Mescitlerinizi Hristiyanlar gibi süsleme.

c)- Çam Ağacı:

 Noel kutlamasının bir başka unsuru olan çam ağacı ise,

 a)- Yunan ve Roma pagan kültüründeki Attis tanrısına yönelik ayinden kaynaklandığı kabul edilmektedir. Bereket tanrısı Attis’in çam ağacında yeniden vücut bulduğuna inanılmakta, buna bağlı olarak çam ağacına bereket sembolü diye tapınılmaktaydı.

b)-Bir başka inanışta ise, çam ağacı ölümsüzlüğü temsil ettiğine, ağaca bağlanan mumların ise kötü ruhları ve cadıları kovmak için yakıldığına inanılır. Ayrıca ağaca asılan küçük ay, güneş ve yıldız süsleri Babil tanrılarının simgeleri olup Hristiyanlığa ise Yunan ve Roma yoluyla girerek günümüze kadar ulaşmıştır.

     Öz değerlerinden ve geleneklerinden koparıp Batı’nın önce hayat tarzına alıştırdığı, sonra değer ve inanç esaslarına sıcak bakmaya ve giderek onlun benimsemeye götürdüğü dikkate alınırsa, yılbaşı kutlaması, Noel ağacı süslemesi, Noel babanın hediye bırakması gibi âdetlerin terk edilerek kendi kültür ve değerlerimizden kaynaklanan alternatif program ve faaliyetlerin yerleşmesine çalışmanın önemi ortaya çıkar.

   Görüldüğü gibi bu Noel  ve İsa’nın doğumu meselesi kesin olarak belli olmayan asılsız bir efsaneden başka bir şey değildir. Hiçbir Müslüman bu efsaneye iştirak etmemelidir. Buna inanmasa bile fiilen katılması uygun değildir.

2. Alkol Kullanımı:

Kanaatimce günümüzde maksadını aşan uygulamalardan biri de yılbaşı gecelerindeki aşırılıklardır. Elbette bir yıl, insan ve millet hayatında önemli bir zaman dilimidir. Böyle bir mutluluğu yaşamış olmak Allah’ın bize bir lütfudur. Yeni bir yılı idrak etmenin sevinç ve heyecanı da makul ölçüler içinde kabul edilebilir.

 Fakat aşırılığın da ötesine geçerek, iki yılı birbirine bağlayan bu zaman köprüsünde cinnet geçirmişçesine işlenen yanlışlara, hatalara ve yapılan lüks harcamalara anlam vermek mümkün değildir. Aşırılıklar ve hurafelerle dolu bu tür kutlamalar…

Günümüzde yılbaşı kutlamaları alkollü içeceklerin çokça tüketildiği, kumarın çokça oynandığı israfı aşan alışverişlerin yapıldığı bir zaman dilimi olmuştur. Oysaki Yüce Dinimiz Alkolü, kumarı ve israfı yasaklamıştır. Kuran-ı kerimde bu hususlar şöyle ifade edilmektedir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْأَنْصَابُ وَالْأَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ  

“Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bunlardan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. (Maide, 90)

İçki bu kadar kötü olduğu belirtildiği halde çeşitli T.V kanallarıyla bunun reklamları yapılmakta, gençlerimiz ve çocuklarımız buna özendirilmektedir.

Bir Müslüman içki içmediği halde bu geceye, yalnız eğlence olarak orada bulunması bile hoş karşılanmamıştır. Yüce Allah şöyle buyurur:

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ آَيَاتِ اللَّهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتَّى يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ إِنَّكُمْ إِذًا مِثْلُهُمْ إِنَّ اللَّهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا  

       “Allah size indirdiği kitapta onun ayetlerinin inkâr edildiğini ya da alaya alındığını işittiğinizde başka bir konuya geçmedikleri sürece onlarla bir arada oturmamanızı, yoksa sizin de onlar gibi olacağınız bildirdi. Hiç kuşkusuz Allah münafıklar ile kâfirleri cehennemde bir araya getirecektir.” (Nisa,140)

Kim bir toplantıda diniyle alay edildiğini duyarsa, ya dinini savunmalı yâda toplantıyı ve orada bulunanları terk etmelidir. Görmezlikten gelmek ve susmak ise, ruhî bozgunun ilk aşamasıdır. Böyle birisi iman ve küfür arasındaki nifak köprüsüne adımını atmış demektir

 Ancak Kur’an’ın eğitim metodu, bu işin gerçeğine dikkat çekiyordu. Böyle toplantılara katılmanın, orada olup bitenlere karşı susmanın iç bozgunun ilk aşaması olduğu gerçeğine parmak basıyordu.

İşte mümini iliklerine kadar titreten tehdit! “… Siz de onlar gibi olursunuz.”

Ardından hiçbir tereddüte yer bırakmayan uyarı da şudur: “Hiç kuşkusuz Allah, münafıklar ile kâfirleri cehennemde bir araya getirecektir.”

Ancak yasaklamayı, Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiği, alaya alındığı toplantılarla sınırlı tutup, Müslümanlarla bu münafıkların arasındaki her türlü ilişkilerini kapsayacak şekilde geniş tutmamak Müslüman kitlenin o gün için aşmak zorunda olduğu aşamanın özelliğini göstermektedir.

 Daha sonraki nesillerin de başka ortamlarda, böyle bir aşamadan geçmeleri her zaman mümkündür. Aynı şekilde ilahî hayat sisteminin özelliğini; işleri yavaş yavaş ele alışını, realite dünyasındaki pratik izlerini, duygu ve koşulları gözetişini, bu arada realiteyi değiştirmek için sürekli ve kalıcı adımlar atmayı da ihmal etmeyişini göstermektedir.

    “Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O (Allah), israf edenleri sevmez.”[3]

“Bir gecede yapılan israf, acaba kaç tane fakiri doyuran bir lokma olur!”

3. Gayri Meşru Eğlence:

Şehveti tahrik eden, cinsel duyguyu kamçılayan şarkı – türkü ve belli bir kadının vasıflarını nağmeleyeni de dâhil olmak üzere ha­ram sayılmıştır. Bunun gibi, bir kâfirin meziyetlerini   sayıp döken, sapık ilkeleri vasfedip anlatan ve benzeri ölçü ve anlamda olan şar­kı ve türküler de haram kapsamına alınmıştır. Bunun tahrîmine delâlet eden belgeler:Buhari’nin rivayete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyur­muştur: “Ümmetimden ileride bazı topluluklar (kabile ve milletler) Zinayı, ipeği, içkiyi ve çalgıyı helâl sayacaklardır.” Buharı – Ahmed b. Hanbel – İbn Mâce

Sahîh rivayete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyur­muştur: “Kim şarkı – türkü söyleyen bir kadının yanında oturur da onu dinlerse, Allah Kıyamet gününde onun kulağına eritilmiş kurşun dö­ker” 

Tirmizi: Hz. Ali (R.A.) den; “Ümmetimden bir kavim (veya millet) son zamanda maymun ve domuza çevrilirler” Bunun üzerine Ashâb-ı Kiram sordular:

 “Ey Allah’ın Peygamberi! Sözünü ettiğiniz o kimseler Müslüman mıdırlar?” Efendimiz şu cevabı verdi:

“Evet, Allah’tan başka ilâh olmadığına, benim de Allah’ın Peygamberi bulunduğuma şehadet eder ve oruç tutarlar” Ashâb-ı Kiram, tekrar sordular;

 “Ya Resûlüllah Onların durumu ve ameli nelerdir?” Peygamber (A.S.) şöyle cevap verdi:

   “Onlar caz, saz ve diğer çalgı aletlerini, şarkı – türkü söyleyen kadınları ve bir takım tefler edinirler? alkollü içkileri içerler ve onlar içki ve eğlence üzerine gecelerler de sabahladıkları vakit mesh uğramış olarak (domuz veya maymuna dönüşerek) sabahlarlar İbn Hibbân : Ebû Hüreyre (R.A.) den.

Açıklama -. Maymun ve domuza dönüşmek iki şekilde yorumlanmıştır. Ya zahirine hamledilir de hakiki bir dönüşmenin unsurudur ya da ruh ve karakter itibariyle bir dönüşmeye  tabi tutulmuştur. Mücahit, bu ikinci yorumu tercih etmiştir. 

Bunlardan başka daha birçok hadîs-i şerifler var ki, hep çalgı çalmanın ve şehveti tahrik eder anlamda tegannide bulunmasının tahrîmine delâlet eder.

Sonuç itibariyle toplumumuzda “yılbaşı kutlaması” olarak yapılan eğlencelerin dinimiz ve kültürümüz açısından hiçbir temeli yoktur.

2-  KÂFİRLERE BENZEME

Toplumumuzda ve diğer Müslüman toplumlarda “yılbaşı kutlaması” başlığı altında düzenlenen eğlence toplantıları ise, hiçbir kültürel ve geleneksel temele sahip değildir. Bu bakımdan Hristiyan olmayan ülkelerde yılbaşı kutlamaları Batı’nın körü körüne taklit edilmesinin veya Hristiyan Batı’nın kültür ihracının bir sonucudur. Ülkemizde öteden beri yılbaşı kutlamalarıyla ilgili olarak yapılan tenkitler ve gösterilen hassasiyet de buradan kaynaklanır.

Unutulmaması gereken bir başka husus ise, yıllara dini bir misyon yüklenmemelidir. Çünkü Hicri, Rumi, Miladi gibi takvimler dini yönden üstünlükleri bulunmayan ve zaman ölçmede esas alınan ayrı başlangıç noktasıdır. Hicri takvim İslam dinindeki bazı hükümlerin (Zekâtın verilmesi, Ramazan ayının başlangıcı, kandiller vb.) tespitinde önem taşıyor olmasını bu hususla karıştırmamak gerekir. Zaten miladi takvimle beraber hicri aylar ve namaz vakitleri de üzerinde yer almaktadır.

İslam dininde Hicri yılbaşını bizim, diğer yılbaşını onların kabul etmekte doğru değildir. Bu sebeple Takvim olarak miladi takvimi kabul edip yeni bir yılın başlaması sebebiyle birbirilerimizle tebrikleşmede, birbirimize hayır dualar bulunmada ve yeni yılın bizler için hayırlar getirmesini istemede her hangi bir sakınca yoktur.

 Ancak Hz.  Peygamber’in Müslümanlara diğer dinî topluluklara göre farklı bir kimlik bilinci kazandırmak için gayret ettiği, Bu uğurda sakal, kılık-kıyafet, yeme-içme adabı da dâhil pek çok konuda tavsiyede bulunmuştur. Günümüzde toplumların kültürel değerlerini, hatta itikadi ve ahlâkî etkileşimlerini, sahip oldukları hayat tarzı, ekonomik yapı, yerleşim ve ulaşım imkânı, iklim ve çevre, eğitim, folklor, örf ve âdet gibi ilk bakışta konuyla ilgisiz gözüken birçok hususu derinden etkilemekte ve sonuçta mekanizma kendi değerlerini üretmektedir.

Avrupa’daki Müslüman-Türk işçilerimizin çocukları ve torunlarının bugün Batı’nın kültür ve gelenekleri altında nasıl değiştiği ve giderek o toplumla bütünleşmeye başladığı anlaşılmaktadır.

   Bu ise iyi izlenirse toplumumuza yabancı kültürlerden taşınan veya yabancı toplumlara özüm şeklinde başlayan örf ve âdetlere karşı duyarlı olunmasının önemi daha İyi anlaşılır.

Bunun için alınabilecek bir önlem de, kendi kültürel mirasımızdan ve dinî anlayış ve heyecanımızdan kaynaklanan değerleri, gelenek ve adetleri iyileştirerek yaşatmaya ve geliştirmeye çalışmak olabilir.

Bilindiği gibi, Arap lügatinde bir kavmin itikat ve amellerini taklit etme işine “Teşebbüh” denilmiştir.

 Teşebbüh; arzu duyarak batıl din ve ideoloji bağlısı topluluklardan biri veya birkaçına onlara ait alâmet-i farika vasfındaki hususiyetlerinde benzemektir.

 Dikkat edilirse kâfirlere teşebbüh; İslam’ın hudutlarını aşma olayıdır. Yani kâfirlere benzemek, İslam’ın hudutlarından çıkıp batılın hudutlarına ayak basmaktır.

Ferdî, ailevî ve içtimaî hayatta İslam’ın çerçevesini aşmaya, ilahî yasaları ihlale sebep olan her bir sözü, davranışı ve işi Allah ve O’nun peygamberi yasaklamıştır. (El Helal-u vel Haramu Fil İslam (Yusuf Kardavî) Sh: 82, Beyrut/ty.)

Nitekim bu konuda şanlı önderimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) şöyle buyuruyor:

عَنْ ابْنِ عُمَرَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ

“Her kim bir kavme benzemeye özenirse o da onlardandır “ ( Sünen-i Ebi Davut (Ebu Davud) C: 4, Sh: 44, Beyrut/ty. Müsned N/50. )

Özellikle bu hadis-i şerif çok önemli psiko-sosyal gerçeklere işaret eder. Şekli benzeşmenin sonuçta itikadı benzeşmeye götüreceğini anlatır.

Sonuç şudur: İnsan ancak sevdiğini, takdir ettiğini ve büyük gördüğünü taklit eder. Şekli taklit itikadi taklide götürür.

Hadis:

لَيْسَ مِنَّا مَنْ تَشَبَّهَ بِغَيْرِنَا لَا تَشَبَّهُوا بِالْيَهُودِ وَلَا بِالنَّصَارَى فَإِنَّ تَسْلِيمَ الْيَهُودِ الْإِشَارَةُ بِالْأَصَابِعِ وَتَسْلِيمَ النَّصَارَى الْإِشَارَةُ بِالْأَكُفِّ  

Amr b. Şuaybin babasından, onun da dedesinden yaptığı rivayete göre Rasûlullah (s.a.s.) efendimiz.

“Bizden başkasına benzemeye çalışan, bizden değildir Yahudi ve Hıristiyanlara benzemeye özenmeyiniz.” (Tirmizi) buyururlar.

Dolayısıyla Yahudi ve Hristiyanlar bizden olmadıklarına göre onlara benzemeye özenmemeliyiz.

     Hz. Peygamber(s) şöyle buyuruyor:

  “Zayıf görüş ve cılız iradeli olup herkese uyan kimse olmayın.” O kişi, ben insanlarla beraberim, insanlar iyilik ederse, ben de iyilikte bulunurum; insanlar kötülük yaparsa, ben de kötülükte bulunurum, der. Ama siz kendinizi sağlam (ölçü üzerine) tutun. İn­sanlar iyilikte bulunduğu zaman iyilikte bulunmanız, onlar kötü­lükte bulunduğu   zaman sizin   kötülükten kaçınmanız gerekir.” (Tirmizi)

   Görüldüğü gibi Peygamber (s.a.s.) mutlak olarak müşriklere benzememeyi, onlara muhalefeti emretmektedir.

Ömer b. el-Hattab bu meyanda müminlere şöyle tavsiyede bulunur:

“Müşriklerle sıkı ilişkiler içerisine girmekten ve kiliselerindeyken yanlarına gitmekten sakinin.”

Rivayetlere göre Hz. Ömer Müslüman beldelerinde törenlerin açıktan yapmamalarını onlara şart koşmuştur.

Müşriklere tören ve geleneklerini (başkalarını etkileyecek şekilde) açıktan icra etmeleri yasaklanmışken Müslüman nasıl olur da onların yaptıklarını yapar?

Ömer b. el-Hattab şunları söyler:

“Dinleriyle ilgili konularda Allah düşmanlarından uzak dürün. Zira Allah’ın gazabı onların üzerine iner.”

İslam ulemasından Menâvî (R.a.) özetle şöyle diyor: “İçi dışını onaylar bir şekilde bir kişi bir toplumun adetlerini benimser, onların ahlaki ile ahlaklanır, onlara has işleri yapmakla tanınır ve onlarla bütünleşirse onlardan olmuş olur.

İmanlı ve ahlaklı kişilere benzemeye çalışan kişi de pek tabii ki onlardandır. Onlara saygı duyulduğu gibi ona da saygı duyulur. Büyük günahları açıktan işleyen fasıklara benzeyen kişi de hiç şüphesiz onlar gibi küçümsenir ve aşağılanır. Yücelik nişanını takınan kişi bilfiil yücelmemiş olsa da ikram görür.

Kısacası benzeme küfürde ise küfür, haramda ise haram, şiar da ise şiarın hükmü tahakkuk eder.” (Feyzu’l Kadir Şerhu Camiu’s-Sağir (Menavî) C: 6, Sh: 104, Beyrutlty.)

Allah c.c. yine Peygamberine hitaben şunları buyurur:

“Sana gelen ilimden sonra bilfarz onların arzulama uyacak olursan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.” el-Bakara (2), 120

Allah Teâlâ hazretleri onların bayram ve törenlerine iştirak etmeyen ve bu günlerde yaptıklarını yapmayanları şu kelamıyla methetmiş ve övmüştür.

“Onlar ki, yalana şahitlik etmezler…” el-Furkan (25), 72

İslam âlimlerinden Mücahid, ed-Dahhak ve er-Rebi b. Enes ayette geçen “ezzür yalan” kelimesinden Murad, müşriklerin kendilerince kutsal addettikleri gün ve bayramlar törenlerdir, derler.

İbn Şirin de “zür” den kastedilen şeyin Paskalyadan önceki pazar günü (Hristiyan bayramı) olduğunu söyler.

Konuyla ilgili olarak Rasûlullah (s.a.s.)ın daha önce geçen şu iki hadisini tekrar edelim; “Müşriklere muhalefet ediniz.” “Kim bir kavme benzerse, onlardan olur.”

Bilinmelidir ki selef-i sabıkin (salihin) devrinde Müslümanlardan bu tür rezaletlerden herhangi birini yapan veya bunlar gibi hareket eden kimse olmamıştır.

Zaten hakiki mümin selef-i salihinin yoluna sülük eden, Peygamberlerin efendisi Hz. Muhammed (s.a.s.)in izinden yürüyen, nebilerden, Sıddıklardan şehitlerden, Salihlerden Allah’ın kendilerine in’amda bulunduğu kimselere uyan kişidir. İhsan ve keremiyle Allah bizi o müminlerden kılsın. Zira O, cömerttir, kerem sahibidir.

Kişi, kâfirlere benzeme konusunda hataya düşenlerin çokluğuna, gafil âlimlere ve hareketlerine bakıp aldanmasın.

Büyük âlim el-Fudayl b. lyaz (r.a.) şunları söylemiş:

“Yolcuları az da olsa sen hak yoldan ayrılma.
Rağbet edeni çok da olsa kötü yola sapma.”

Ya Rab sen cömertsin ve kerem sahibisin. İhsanın ve kereminle bizleri hidayete ermiş ve salih kullarının yoluna girmiş kimselerden kıl.

Bizleri helak olmuş, küffarın yoluna dalmış kullarından eyleme.

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER